Ege İnci'nin Yazar Cafer Özilhan İle Röportajı

Ege İnci'nin Yazar Cafer Özilhan İle Röportajı

PAYLAŞ

Ege İnci’nin Yazar Cafer Özilhan İle Röportajı

1.Kısaca kendinizi anlatır mısınız?
Erzincan'da, bir yanını Fırat'ın bir kolu Karasu'ya sırtını irili ufaklı dağlara teslim etmiş Hogik (Gökçe) köyünde doğmuşum. 4. Sınıfa kadar köyde, liseye kadar Erzincanda okudum. Lise yıllarım ise Erzurum- Hasankale (Pasinler) de geçti. 1974 yılında Ankara ve TRT de başlayan çalışma yaşamı. 12 Eylülün ardından sürgüne gönderilen 101 kişinin biri olarak Sivas'a sürgün, bir gün çalışıp istifa ve Ankara'da merhaba yazılı basın. 1983 yılında istanbul. Yazılı ve görsel basın, 7 yılı aşkın basın danışmanlığı.. Kisaca, yarım asra yakın bir çalışma yaşamı

2.Ne kadar zamandır yazıyorsunuz?
Bu yazmanın tanımına bağlı. Okulda kompozisyon yazmak, gazeteci olarak haber yazmak. Gazeteci olarak hep okura ulaşan haberler söyleşiler yazarken, kendim için yazdığım günlüklerim, notlarım, bu konuyu şöyle yazardım diye sadece kendimin okuyup sakladığım yazılarım oldu hep, öznesi ben olan anılar, duygular, an olarak yaşanılan psikolojik inişler çıkışlardan oluşan bir arşivim, daha doğru bir deyimle kendimi gördüğüm bir aynam oldu hep. Yazmaktan "yazarlığı " kastediyorsanız ben yazar olmadım hiç, gazeteci ve iyi bir okurum..

3. Yazmanızda en büyük etken nedir?
Kitap yazmaya karar vermemin tek nedeni, yaşamımı şekillendiren, beni "ben" yapan yaşanmışlıkların, o yaşanmışlıklar içinde rol almış insanların bende ve toplumda ki karşılıklarının bilinmesini istemek. Aslında, yazmakta okumakta iyileştirir diye, hiç bir zaman CV me YAZAR tanımını koymayı düşünüp hedeflemeden, kendimi iyileştirmek isteğimin ürünü oldu, TOPAÇ'LAR ve MAVİ KANATLI KUŞ..

4. Yazarken çektiğiniz en büyük zorluk nedir peki?
Yazmak, "iy(i)leştirir" diye yola çıkıp, gerçeği arayışın sancılı yolculuğunda kaybolmamaya çalışmak. Insanlık tarihi boyunca aranan gerçeğe ulaşmak günümüzde daha da zor. İlk kitabım Topaçlar'ı da Mavi KANATLI KUŞ'u da yazarken gerçeğe ulaşmanın yolunun kişinin öncelikle kendisini sanık sandaleyesine oturtmasından geçtiğini anladım. Sanığın da yargıcın da aynı olduğu sancılı arayışı sürdürürken, kırıp dökmemek mümkün mü?
Bu sorunun yanıtı ilk kitabım yayınlandıktan sonra gelen olumlu olumsuz tepkilerde de gizliydi. Aslında gerçeği ararken fincancı katırlarını da ürkütmüşüm.
Mavi Kanatlı Kuş'u yazmaya başlarken "Neden yazıyorsun?" sorusunu kendime yönelttim yeniden. Ve,
M. Kemal Atatürk'ün 1929 yılında "Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır” sözlerini anımsadım yeniden. Mustafa Balbay'ın Ergenekon davasında yargılanırken "gazeteci çağın tanığıdır, siz bizi sanık yaptınız" haykırışını duydum yeniden ve Emin Çölaşan’ın "Önce insan, sonra gazeteciyim" sözlerini hiç unutamadığımı duyumsadım.
Çeşitli mesleklerin göreve başlarken yaptığı yeminler olduğunu biliyorum. Gazeteciliğin ise özel bir yemini yok. Gazetecinin yemini vicdanı.. Meclis kürsüsünde yemin ederken tek ayağını kaldıran, elini kalbinin üzerine koyan, besmele çeken, sol yumruğunu havaya kaldıran bazı vekillerin kürsüden indikten sonra o yemini hatırlamadığına sadece gazeteciler değil toplum da tanıklık etmiştir.. O nedenle mesleği görevi ne olursa olsun vicdanıyla cüzdanı arasına sıkışanlardan olmaktansa, vicdanımla hesaplaşmayı tercih edişim ve yaz diyen iç sesimin kaynağı da inancım, inandığım değerler ve ailemin bana bıraktığı "yaşam öğretisiydi" ki bu benim için çok değerli bir mirastı.

Gazeteciliğe ilk başladığım günden bugüne, özel yaşamımda, mesleki yaşamımda ve yaşadığım her olayda, "önce insan" sözünü anımsadım bu nedenle. Çağa tanıklık etmek gibi çok iddialı bir söz söylemek "hadsizlik" olacak biliyorum, hele "duayen, cesur, korkusuz" diye tanımlanan gazetecilerin suni güç ve makyajlı dönemsel albenilerini izleyip okurken. O nedenle, benim tanıklığım çağa tanıklık değil, vicdanımın sessiz yazıya dökülmüş isyanıdır. Yarım asra yakın tuttuğum günlüklerde, aldığım notlarda ‘yaşanmış’ olana, ‘insani duygularımı’ ekledim öyküleri yazarken.  Günlükleri ve notları öyküleştirmeye karar verdiğim anda da, hep ‘insanı insan yapan değerleri’ anımsadım, yaşamımın her döneminde, içinde yaşadıkları toplumu, çalıştıkları iş yerini, siyaset yaptığı parti ya da örgütü tahrip eden, mesleki ve siyasi değerleri, kendi kişisel hırs ve çıkarından sonra anımsayanları tanıdıkça, bataklıkta yok olmamak için kaybettiklerimin kazanım olduğunu yaşadım. Bazı insanların timsah gözyaşları akıtırken "yine kaybetti aptal" sevinç çığlıklarını da sevinerek kazanç haneme yazdım.
İlk kitabim "Topaç'lar"da, kişisel olarak hem kendimle hesaplaşmak, hem de ‘paranın peşinden hızla koştukları için, ahlakın yetişemediği insanları’ anlatmaya çalışmıştım.
MAVİ KANATLI KUŞ ise, esen yele, siyasi ve ekonomik güçe sığınıp kırıp dökmekle yetinmeyip yıkıp yok etmek isteyenlerin, topaçın döndüğü yerde bıraktığı izlerden çıkan yüzleri taşıyor kanatlarında. Çok klasik bir söz vardır "sürçu lisan ettik ise affola" diye. Ne ilk ne de bu kitap için bu değerli sözü kullanmayacağım. Af dilememi bekleyen ya da isteyenler öykülerdeki adsız yüzsüz kahramanlarda kendini neden bulduğunu da biliyor demektir. Bilinenin gerçeğin yazıya dökülmesi de affı şahaneye mazhar olmayı gerektirmiyor

5. Kitabınız daha çok hangi yaş gruplarında ilgi çekiyor?
Yazarken böyle bir hedefim olmadı, hiç düşünmedim, kendim için diye yola çıktım, sonra okumak isteyen olursa okusun dedim yayınevlerinin kapısını çalarken..

6. Yazarken ilham aldığınız şey nedir? Bir kişi olabilir bir nesne olabilir. O ilham periniz size ne olunca geliyor?
ılham perim, yaşadıklarım ve yaşatanlar... Öyle, ilham geldi yazayım değil yani, günün her hangi bir saatinde, bir haber, bir olay, bir ses, okudugum kitapta ki bir cümlenin beni vicdanımın arşivine sürüklemesi.

7. Beğendiğiniz ve kitaplarını okuduğunuz bir yazar var mı?
Kitapevlerinde, sahaflarda, arkadaşta gördüğüm her kitabı her metni okuyorum. Ayrım yapmıyorum. isim isim saymak unutacağım çok değerli hayranı olduğum onlarca yazara haksızlık olur. Ancak, 12 Mart darbesinin ardından Erzurum da lise öğrencisiyken Edebiyat Öğretmenimin okuyor, kitabı okula bile getiriyor" şikayeti üzerine okul müdürünün odasında bir polis komiseri ve Astsubaydan yediğim tokatlar nedeniyle Fakir Baykurt' un özel bir yeri vardır bende.
8. Peki yazarlarla görüşme imkânınız oldu mu? Bir araya geldiniz mi hiç?
Özel olarak tanıştığım görüştüğüm yazar olmadı. Gazeteci olarak tanıştığım söyleşi yaptığım, söyleşilerine imza günlerine gittiğim çok sayıda yazar var.

9. Peki son olarak Buradan okurlarınıza seslenmek isteseniz ne derdiniz?
Okur yazar olan herkesin okumaktan korkmaması gerektiğini, eli kalem tutuyorsa kendi için yazıp bir kenara atmasını, saklamak istemiyorsa yazdıklarını atmasını. Çünkü, yazmakta okumakta iyileştirir insani.

Röportaj Ege İNCİ

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN