Ege İnci'nin Yazar Leyla Karaca İle Röportajı

Ege İnci'nin Yazar Leyla Karaca İle Röportajı

PAYLAŞ

Ege İnci'nin Yazar Leyla Karaca İle Röportajı

1.Kısaca kendinizi anlatır mısınız?
Her fani gibi bu dünyadan gelip geçmekte olan bir yolcuyum. 76 yılında İstanbul'da doğdum. Ankara'ya felsefe okumaya gelmiştim ve halen buradayım. Oldukça sade, kitaplarla içiçe geçen bir hayatım var.

2.Ne kadar zamandır yazıyorsunuz?
Yazmaya, otuzlu yaşlarımın başında edebiyat dergileriyle başladım diyebilirim. Uzun bir süre dergilerde yazdım. Şiirler, denemeler, öyküler. Ancak dergilerden çok önce de yazmaya kendimi yakın hissediyordum, harflere. Okula gitmeden okuma yazmayı kendi kendime öğrenmişim. Ve hatta bir çantaya kitapları doldurup onları taşımaya çalışıyormuşum.

3. Yazmanızda en büyük etken nedir?
Yazmak, çoğunlukla durdurulamaz ruhsal bir akıştır. O Tanrısal'dır. Benim yazmam da ruhsal bir çekim, yazdıklarım Yüce Yaratıcı'ya bir arzuhaldir, bir mektup. Harfler ve sayılar canlıdır. Onlar, her şeyin sahibinin güzelliğini örten peçeler hükmündedir. Ben de o peçeyi tabiri caizse haddim olmayarak biraz indirmek ve o güzelliği görmek istedim. Bunu yapmak yaşamıma muazzam bir anlam katıyor. Başlarda bunun çok farkına varamıyorsunuz, bir ışık gözünüzü almış gibi ne olduğunu anlamıyorsunuz. Sonradan fark ediyor insan.

4. Yazarken çektiğiniz en büyük zorluk nedir peki?
Yazmak aslında zorluk içermeyen bir evren, o bir akış. Ancak, yazarken akışta mıyım diye kendimi yoklarım. Yazarken sonunu bilmiyorum, doğru rotada mıyım ona bakıyorum. İlahi akış beni yönlendirecektir ve şükürler olsun öyle de olur. Bazen de o ilahi akış sizi disipline sokmak isteyebilir, daha çok gayret etmenizi isteyebilir, O'na inanmanız gerekir. Doğru rotada olmanın pek çok göstergesi vardır, hatta o göstergelerin kılcal damarları vardır, oralardan akmanız gerekir. O anlarda yazmak dışında bir şey yapamıyor oluşunuz, yazarken akıl almaz bir biçimde eğleniyor oluşunuz gibi farklı işaretlerdir bunlar.

5. Kitabınız daha çok hangi yaş gruplarında ilgi çekiyor?
Sekiz kitabım var, neredeyse her yaş grubuna hitap ediyorlar diyebilirim

6. Yazarken ilham aldığınız şey nedir? Bir kişi olabilir bir nesne olabilir. O ilham periniz size ne olunca geliyor?
İlhamım şükürler olsun ki, her şeyin yaratıcısı olandan geliyor. Bir ve tek olandan. Yüce Yaratıcı peygamberleriyle gönderdiği sahifeler ve kitaplar vasıtasıyla konuşmuş. Bizim gibi sıradan kullarla da bazı mesajlar ve yardımlar yoluyla konuşabilir. Bunu duymak için dikkat kesilmeniz gerekir. O'nun mesajları çeşit çeşittir. Bazen fısıldar, bazen yazıyla konuşur. Bunun haricinde özgür ve el değmemiş bir dünya kurma isteği de sizi yazmaya itebilir, o zaman bu varolan yaşamla yetinmeyip kendi alanınızı kurmak istersiniz. Bu dahi bir çekiliştir aslında dikkat eden için.

7.Beğendiğiniz ve kitaplarını okuduğunuz bir yazar var mı?
Olmaz mı? Pek çok. John Steinbeck çok iyidir mesela, ayrıca Rus klasikler ve özellikle İvan Gonçarov, Cengiz Aytmatov, Halide Edip, Tanpınar, Sebahattin Ali...

8. Peki yazarlarla görüşme imkânınız oldu mu? Bir araya geldiniz mi hiç?
Geçen sene Ocak ayında Hırvatistan'da idim. Kitaplarım o ülkede çevrildi ve basıldı. Orada, ülkenin önde gelen yazar ve şairleriyle güzel ve anlamlı programlar yaptık. Türkiye'de de pek çok vesileyle yazar ve şairlerle buluştuk. Özellikle şiir programlarında.

9. Konularınızı nasıl seçiyorsunuz?
Yazmak zararsız bir manyetik alana girmek gibi. O alana girince diğerlerine görünmeyen elektromanyetik dalgalar size gelmeye başlıyor. Bu aslında tüm sanat dallarıiçin geçerli. Bir ressamın elektromanyetik dalgasını ben göremem. Konuya gelince... Kimi zaman ansızın aklıma düşüyor, kimi zaman da konunun işaretleri yavaş yavaş yaşamımda ve ilgi alanımda belirmeye başlıyor. Bu ikincisi bir mayalanma süreci gerektiriyor. Suyun altından inci toplar gibi çıkarmanız gerekir ama bazen de kucağınıza düşer.
10. Peki son olarak Buradan okurlarınıza seslenmek isteseniz ne derdiniz?
İnsan, kimi Varoluşçuların dediği gibi bu dünyaya fırlatılmış aciz ve zavallı bir varlık değildir. Asla yalnız ve biçare bırakılmış da değildir. Farkında olmadığımız özelliklerimiz var bizim. Belki unuttuk ama hatırlamak gerek. Son kitabım Sonsuz Zekâ'da bunlardan bahsettim. Düşünen zihnimizin ardında olağanüstü bir güç var, ona nasıl yaklaşabiliriz? Onunla nasıl iletişim kurabiliriz? Biz kesinlikle düşünen aklımızdan ibaret değiliz. Farklı teçhizatlarımızın farkına varalım diyorum. Bunun yollarını anlattım, gerçek ben'e giden 12 yolu. Kalbimizi, ruhumuzu devre dışı bırakamayız. Değişik melekelerimizi, donanımımızı kullanabilirsek daha insanca yaşayabilir, insan kelimesinin anlamına daha derinden yaklaşabiliriz. Tüm okurlara sevgiler ve selamlar gönderiyorum. Size ve tüm okurlara çok teşekkür ediyorum.

Röportaj Ege İNCİ

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN