Çocuk İstismarına Dur Demenin İncelikleri


Bugün aileler arasında iki tür çocuk yetiştirme durumu görüyoruz. Bir yetiştirme durumu, çalışan annelerin ve babaların çocuklarından aldıkları oyun zamanını ceplerindeki para ile sürekli alınan oyuncaklar ile veya istenen maddi tüm imkânlar sunularak, doyumsuz ve saygısız bir nesil yetiştirmek. Bir diğeri, çocukları maalesef sadece çalıştırarak ve her şeyden yoksun bırakarak, çocuklarımızı iki şekilde de mutsuz etmek.
Peki, sizce bunun bir ayarı yok mu? Tabi ki var ve olmalı. Çalışan ebeveynler ile görüştüğümde genel de hep aynı durumlar ile karşılaşıyorum. Çalışıyorum akşama kadar ben ona o bana hasret, onun ile ilgilenemediğimiz için manevi eksik, bari istedikleri tamam olsun. Tabi ki çocuklarımız canımız, tabi seveceğiz istediklerini alacağız. Ancak bu her duruma evet demek, anlamına gelmez. Çocuklarımıza sabrı, sorumluluğu, özgüveni, saygı ve sevgiyi veremezsek; o çocuk doyumsuz mutlu mu olur sanıyorsunuz? HAYIR. 
Çünkü Allah hepimizin yaradılışına ayrı ayrı vazifeler ve yetenekler işlemiştir. Her çocuğa aynı eğitimin verilmesine de karşıyım. Her çocuk özeldir. Öncelikle çocuğumuza zaman ayıramıyoruz diye oyuncaklar alıp hayal güçlerini öldürmek yerine; çocuklarımızın hayallerini canlandıracak, sizin küçükken zevkle oynadığınız oyunları hayatlarına katmaya hatta birlikte oynamaya çalışın. Bunları her akşam eve geldiğinizde, çocuklarınız ile anne baba etkinliği olarak en az 1 saat oyun saati olarak uygulamanız kâfi olacaktır. O bir saat içinde tamamen her şeyden uzak sadece çocuğunuza ayırın onu dinleyin. Oynayın. Bu hem içinizdeki vicdanın sesini azaltacakken, hem de çocuğunuzun gelişimine büyük katkı sağlayacaktır.
Çocuklarınızı her markete götürdüğünüzde ellerini uzattığını tabi yavrum deyip almayın. Tabi alacağız ancak onu gerçekten çok istiyor mu, ihtiyacı var mı irdeleyin ve irdeletin. Markette sadece 1 tane istediği abur cubur alınabileceğini dile getirin ve kaç tane seçerse en çok istediğini sorun ve onu en istediği bir tane ile ödüllendirin. Her istediğini aldığınızda o çocuk sabrı öğrenememekte. Bu şekilde istediklerini irdeleyerek hem ne istediğini öğrenir, ihtiyacını kestirir hem sabrı öğrenir. Mesela Akülü araba istiyor çocuğunuz. Gücünüz var veya oluşturup hemen alırsanız o çocuk ona en fazla 1 gün biner sonra sadece orda kalır. Hâlbuki uzakta bir yerde her gördüğünde sürekli ister. Sizce neden? Çünkü insan fıtratında ulaşamadığı hep tatlıdır. Bu sebepten haftalarca aylarca bekletirseniz. Allah versin bize diye dua et yavrum derseniz. Çocuk hem dini inancı şekillenmeye başlar, hem duanın kapıları açtığına inancı oluşur hem de zor geldiği için kendine tatlı olur.
Sorumluluğa gelince; Hâlâ 4-5 yaşına geldiği halde ailesinin yemek yedirmesini bekleyen çocuklar var. Evi sadece dağıtan, oyuncakları her yerde dolaşan.. Çocuklarımıza sorumluluk bilinci oluşturmadan onu koruyoruz sanıyoruz ancak yanılıyoruz. Çocuğun yapabilirlik inancını yıkıyorsunuz. Çocuklarımıza bırakın, diretin kendi sorumluluklarını üstlensinler.
Her şeyden önemlisi SAYGI.  Saygı hem ailemizin, hem toplumun,  hem de eşlerin arasında olmazsa olmazı. Saygının olmadığı yerde hiçbir kurum yürümez. Çocuklarınızın size yapmış oldukları saygısız hareketlere tavrınızı koyun. İlgisiz kalarak veya üzüldüğünüzü göstererek veya kendisine yaptığınızda zoruna gidiyor ise aynalama yaparak. Ancak bunun güzel bir hareket olmadığını bilmeleri gerekiyor. Hocalarımızın genelde bir sözü vardır. Siz uyarmazsanız el âlem acı uyarır. Biz evlatlarımıza kıyamıyoruz diyerek toplumda Saygısız, Doyumsuz, Merhametsiz, Sabırsız ve Vicdansız çocuklar yetiştirirsek inanın toplum birbirini kıran hale gelir ve en çok yine biz ebeveynlerin yüreği yanar.

Çocuklarımıza bu temel duyguları aşıladıktan sonra en önemli ikinci durum; Kendini nasıl koruyacağını, iyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu, nasıl insanların iyilik nasıl insanların kötülük yaptığının bilincine getirmemiz gerekmekte. Çocuklarımızın hayatının her anında yanında olamadığımız ve olamayacağımız için bunları bilmeleri çok önemli. 

Çocuğumuza Saygı, Sevgi, Vatan, Millet, Toplum, Değerler, Kurallar, Sorumluluk, İslami değerler, Büyüklere ve Küçüklerine nasıl davranması gerektiği gibi nice değerleri aşılarken; aynı zamanda bu değerlerini nasıl koruyacağını da öğretmeliyiz. Çünkü bunları öğrenirse ancak toplum güvenilir, yaşanır bir toplum haline gelir. Çocuklarımızı insanları ötekileştirerek yetiştirirsek, yalnızlaşmasını ve teknoloji içinde boğulmasının sebebi oluruz ancak. Ben şahsım adına benim zamanımda da çocuk kaçıranın, çocuk istismarcılarının var olduğunu duyardım. Ancak bizim ailelerimiz bu durumdan nasıl kurtulacağımızı kimlere güvenip, kimlere güvenemeyeceğimizin bilincini vermesi sebebi ile hem insan sevgisi dolu, hem tehlikelere karşı savunma mekanizması içinde yaşadığımızı düşünüyorum.
Yukarıda bahsettiğim bu değerleri çocuklarımıza vermek için ikinci tip aile moduna da bürünmeyelim. Çocuğun altından kalkamayacağı görevler verip sizin gibi düşünüp, uygulamalarını bekleyerek, aradığınızı bulamayınca da çocuklarına bağırıp, hatta şiddet uygulama noktasında tüm insanlığa zarar verecek nesil yetiştirmekten kaçınalım. Çocuklar oyun sever yaptırmak istediklerinizi oyunlaştırılarak çabuk öğretip, kalıcı hale getirebilirsiniz. Siz büyük bir birey olarak bağırılınca veya dövülünce verileni daha iyi yapıyor musunuz ki çocuklarınız da yapsın. Çocuklarınızın çocuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Onların Öz saygısına zarar vermekten çekinin. Onlar da birer birey onların da dinlenilmeye ve fikirlerinin alınmasına değer verin. Saygı gösterin.
Çocuklarımıza lütfen yalnızlar iken yabancılar ile konuşmamalarını, şeker verip yanına götürmek isteyenlerin yanında gitmemelerini öğüt edelim. Ancak insan ve çocuk sevgimizi öldürtmeyelim. İnsanların hepsinin kötü olduğunu düşündürmeyelim. Kendi varlığına hatta kendine savaş açtırmayın. İnsanlardan nefret eden veya insanlardan korkan bir insanın kendini seveceğini mi düşünüyorsunuz? Yanılıyorsunuz. Sizin yanınızda en azından gördüğünüz anlarda çocuğunuzun sevilmesine, şeker verilmesine müsaade edin. Siz yanında değilseniz bile size şeker veya bir şey verildiği zaman al yavrum ancak yanında ben yok isem eve kadar yeme içinde bir kötülük varsa seni kaçırabilirler. Eve getirince ben bakayım vereyim diyerek de çocuğunuzu korumaya almış olursunuz. Eğer bozuk veya şüpheli değilse verin yesin. Hevesini kırmayın. Kandillerde dağıtılan şeker ve çikolataları biz çocukken çok beklerdik. Şimdi çocuklar almaktan, büyükler vermekten korkuyor. Bu çok acı… Değerlerimize ve çocuklarımıza sahip çıkalım.
Çocuklarımıza Ahlaki değerlerini verebilirsek; bilinçaltına doğru değerler yerleştirirsek, inanın hem insanlık hem ülkemiz kurtulur. 0-2 yaş arasında çocuğun insanlara ve ailesine güvenmesi şekillenir. Çocuklarınızı kaçırarak onu sadece güvensiz bağımlı insan yaparsınız. Sadece Özel bölgelerine dokunulmasına, kendisine aileden biri dahi olsa şiddet uygulanmasına izin vermemesi gerektiğini öğretmeniz yeterli. 
Kendini savunabilecek, derdini dile getirebilecek öz güveni yüksek mutlu nesiller için, Ahlaki ve İslami Değerlerimizi 8 yaşına kadar mutlaka yerleştirelim. 8 yaşına kadar yaşanan ve söylenen her şey çocuğun bilinçaltı kodunu oluşturur. Hayata bakış açısı bu kodların seyrini değiştirir. Bu Kodlar maalesef seçimlerini şekillendirir. Eğer bir gün çocuğunuz madde bağımlısı olursa bilin, güvensiz ve size bağımlı yaşamayı öğrettiğiniz içindir. Dini ve Ahlaki Değerleri öğrenmediği içindir. Lütfen bunlara dikkat edelim. 
Kendine yapılmasından rahatsız olduğu hareketlerin başkasına yapmaması gerektiğini vurgulayalım. Çocuklarımıza cinsiyetine olan meraklarının cevabını uslûpluca anlatalım. Anlatalım ki merakları tavan yaptığı anda seviyesiz insanların anlattıklarını normal görüp, çirkinleşmesinler. Küçüklüğünden itibaren çocuğumuza mahremiyet bölgelerinden bahsederek, vücudunun kendisine özel olduğunu kavratalım. Çıplak şekilde aileden kimsenin dahi görmemesi gerektiğini kavratalım. Çocuklarımızı başkalarının yanında bezlemek ile başlamakta asıl sorun. Çocuğunuzun bilinçaltında herkesin görmesinin normal olduğu düşünülmeye başlanır bu yanlış ile. Bebek unutur demek yanlış. Çocuk yaşanmışlıklarla RNA aktarımla dünyaya gelen ve sistemine kodlamalarla devam eden bir yaradılıştır. Tuvalet eğitimi sırasında vücudunu çıplak şekilde kalmasının ayıp ve çok yanlış olduğunu, kendini saklaması, özel bölgesini kimsenin görmemesi gerektiğini vurgulamak gerekmekte. Abilerin kız kardeşlerinin veya Ablaların erkek çocuklara bakmasının sakıncalarını, hem dinen hem ahlaken vurgulamalıyız. Yalnız bunlar yapılırken, çocuklarımızın vücudunu ve cinsiyetini, büyümesindeki vücut değişimlerinin merakını gideren taraf siz ebeveynler olun. Çocuklara bu meraklarını ayıplayıp, konuyu kapatarak sindirdiğiniz takdirde, bu içeride bastırılmış duygulara dönüşmektedir. Bu iç kapanış yanlış zamanda yanlış kişiler ile ortaya çıktığında önlenemez istismarlara sebebiyet vermesi aşikârdır. 
Bu sebepten çocuklarımız ile her konuda uygun dilde iletişim kurup, aklına gelen tüm soruları, kendilerini zora sokmadan, kendi çocukluğunuzdan örneklendirmeler ile cevaplamanız, o çocuğu daha sağlam karaktere büründürür. Aksi halde maalesef çocuklarımız çocuklarımıza bile bu meraklarını söndürmeye çalışırken, belki fark etmeden başkasının evladına çok büyük zararlar verebilmekte. Bu durumlara dikkat edip, ebeveynler olarak işimizin sevgi ve iletişim olduğunu asla aklımızdan çıkarmayalım.
 Çocuklarımızı özgür gibi hissettirip yaptıkları tüm hataları, konuştukları arkadaşları, yaşadığı veya yaşamak istediği her şeyi bildiğinizi hissettirdiğiniz takdirde çocuklarımız sizin o denetiminizi hissederek, hem korunduğu hissettiği için mutlu olacak hem de özgürlüğünün darbe yememesi için hata yapmamaya özen gösterecektir.
Unutmayın siz küçükken de, anneniz küçükken de hatta Peygamberimiz (Sav) zamanında da hep kötüler vardı. Her zaman da maalesef olacak. Biz dikkat edelim ki; o kötü sizin ve bizim çocuklarımız olmasın.

Profesyonel Eğitim Koçu

Hatice HAMARAT ÖZKAN

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI