Pırlantalarımızı Kömüre mi Elmasa mı Dönüştürmek İstersiniz?...


Gelecek bozuldu, nesil bozuldu. Güven kalmadı, gibi kelimeleri hepimizin ağzında duyarsınız. Peki hiç nedenini kendine soran, bunun için ne yapabilirim diyen oldu mu? Belki olmadı hala, belki de ne yapabilirim ki ben tek başıma diyenler var. Şimdi emin olun herkes önce kendini sorgulayıp, hatasını bulup düzeltse her şey düzelir. Bir de onun yanında her anne çocuğunu ve eşini sorgulatsa ailesinin gelecek için tehdidini çözse, neler olur? Bence asıl o zaman milletimizi bu halde görmek isteyen dış güçler panik olur. Biz Türkiye Vatandaşları olarak, yıllardır süre gelen bir tarihimiz, geleneklerimiz, her şeyden önemlisi güçlü iletişim içinde, güçlü aile yapımız hep oldu. Peki şimdi?…     
Şimdi artık bizim savaşta yendiğimiz milletlerin, psikolojik savaşına yeniliyoruz maalesef. Çünkü, bize siz yalnızlaşırsanız modern oluyorsunuz. Evlilik, çocuk yetiştirmek özgürlüğünü elinden alıyor. Sen özgür, modern insansın, sana uygun değil diye her ne hikmet ise empoze edilmiş. Biz aile kurmayı geleneksel buluyoruz. Kurulan aileler ise yalnızlaştırılarak, iletişim olmadan büyüyor. Aslında önce normal görünen bu durum, bir zaman geliyor terslik hissediliyor ancak her şeyin zamanı geçince alınan lezzet de bitiyor. Mesala  28-35 yaşları arasında evlenen bir bayan, o yaşa kadar soyadı ile özdeşleşmiş; işini, hayatını kendi soyadı ile kurduktan sonra evlenip soyadı değişince kimsenin kendini artık tanımamasından rahatsız olması, özgürlüğünü kısıtlanmış hissetmesi sizce normal değil mi? Peki bu kişi okul biter bitmez evlense işini, eşinden aldığı soyadı ile kursa, sizce bu rahatsızlık ne kadar azalır? Bu erkek açısından hiç düşündünüz mü? Erkek 30-35 yaşına kadar Türk toplumunda her şeyi sınırsız ve sorgulanmadan yaparken, 35 yaşından sonra eşinin evde olması sebebiyle eve gitmek zorunda hissetmesi onu ne kadar evliliğe, yuva-aile bilincine bağlıyor sizce?
 Asıl meselemiz aslında en başta başlamakta… Çocuk ilk doğduğunda biz zorluk içinde büyüdük, çocuklarımız zorluk çekmesin bilincini çocuklara hayır demeyerek, onlara bilmesi ve yapması gereken sorumlulukları da ebeveyn olarak biz yüklenerek başlatıyoruz. Bu kadar yük üstümüzde olunca ancak iş ve maddi derde düşüyoruz. O zaman asıl çocuklarımızın bizden aradığı sevgi ve iletişimi düzenli veremiyoruz. Çocuklarımız yalnız kalınca, hiç bir şey yapamayan, bu sayede özgüveni olmayan, hep içinde başarı eksiği, duygusal eksiklikler ile sürekli doyumsuz ve mutsuz olmakta. Bundan mutlu musunuz? Ben gözlemlediğim herkes bir şekilde duygu çatışmaları içinde sıkışmış maalesef. Bu duygusal durumlar ve boşlukları gençlik sizce nasıl tamamlıyor? Tabi ki sigara, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar veya kötü arkadaşlar yanında sorumsuz, saygısız bir nesil olarak karşımıza çıkmakta. Peki sizce bu süreç sizi ne kadar mutlu ediyor. Böyle birilerinin modern adı altında dayattığı, bizi biz yapmaktan uzak tutan bu hayatın ve bilincin değişme zamanı sizce gelmedi mi? Bence geçiyor bile…
Hayatım boyunca bana en zor gelen ekmek yemek olmuştur. Şimdi çoğunuz en basit şey şaka mısın diyor gibi sanki.. Yalnız her şeyi basit bakmak ile detaylı bakmak, aslında bakışı ve bilinci değiştirir. Mesala ,ekmek yemek neden zor sizce? Bence ekmek uzun aşamalardan geçip sofraya gelebilmek için uzun uğraşlar ve insanlardan geçmek zorundadır. Önce toprak havalandırılır, tohum atılır, ekin olması sabır ile beklenir. Şanslı iseniz, traktör ile biçilir,(Yoksa elle biçilir, yerine taşınır, torbalanır kaldırılır…) sapı samanı ayrılır. Un olacaklar yıkanır, kurutulur, değirmende öğütülür, un olunca fırına gider, hamur olur, hamurdan ekmek olur. Sen de çalışır, çabalar, okursun o ekmeği alabilecek para için aylarını harcarsın. Ancak o zaman o ekmek sofrana gelir ve yersin. Bence uzun zorlu ve birlik isteyen bir süreç. Zaten bu sebepten Canan Karatay yemeyin dese de çoğumuzun vazgeçemediği bir besin. Yani vazgeçilmezimiz…. Peki, sizce bu kadar emeği zorluğu kime yüklesek sizce aynı tadı almaz mıyız? Yani çocuklarımız ne kadar zoru görürse o kadar güzel olgunlaşır. Zorluklar insanı ezmez, aksine olgunlaştırır, diri tutar. Hayata, hayallere bağlar. Bir insanın sorumluluğu kendine ağır gelmez. Çalışan demir ışıldar…
Bu kadar parlak, temiz ve sevgi dolu mükemmel bir nesli, bu şekilde acımasızca katletmek ebeveynler olarak bize yakışmamakta. El birliği ile pırlantalarımızı kömüre değil, elmasa dönüştürelim. Başarı; ahlâk, dini duygular tamam olduktan sonra kaçınılmaz olacaktır zaten. Çocuklarımızı yarış atı gibi koşturmak için en önemli değerlerini kaybettirirsek, asıl o zaman emekler çöp olur, başarı da yok…

 Hatice HAMARAT ÖZKAN
Eğitim Koçu/ İnşaat Mühendisi

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!