Yaşlanmayacaz Mı Sanıyoruz…


Günümüzün en büyük sorunu, evladı karşılıksız büyüttüğünü düşündüren, evladına merhamet, vicdan, İslami vecibeler vermek için çabalamak yerine, doktor, mühendis, eczacı… yapmaya çalışan ebeveynler. Tabi ki evlatlarımız canımız, başarısı ile gururlanmak hepimizin hakkı. Yalnız bu bilinç değişmedikçe, çocuklarımız belki doktor olacak da sevilen mi yoksa arkasında sayılan doktor mu? Ya da mühendis olacak da görevinin bilincinde, insanların hayatını düşünen mühendisler mi, onca canı hiçe sayan, para için çalışan arkasında saydıran bir mühendis mi? Sizi nasıl bir nesil veya evlat gururlandırır? Oturup iyi irdeleyin..
Çocuklarımıza senin geleceğin için çalışıyoruz. Bilinçaltında gelecek sadece para diye şekillendiriyoruz. Çocuğa sevgi vermek yerine maddi her şey ile mutlu etmeye çalışıyoruz. Bu mutluluklar çocukların sağ beyinlerini, duygusallığını, hayallerini, merhamet ve vicdanlarını öldürüyor bunu hiç fark ettiniz mi? Sürekli sol beyin gelişimi sağlanarak, sadece neslin maddiyat meraklısı, mantıksal yaşayacağını bilin. Sadece beyniyle hareket eden bir nesil, karşılıksız hiç bir şey yapmaz. Duygusallığı olmayan birey, çocuklarına bunu katamaz, anne babasının yaşlanınca huzurevinde daha mutlu olacağını düşünür. Kendisine vermediğiniz duygusallığı, yaşlanınca size vermesini bekleyemezsiniz. Bu standartta yetişen bireyler, sadece süper egosu altında eksikliklerini gizlemeye çalışan bireyler olur ve bu döngü ülkemize zarar verir.
Atalarımız, anne babalarımız bizlere vatan bayrak aşkını neden vermeye çalışıyordu? Neden bizi sevmediğini sansak da onları hep seviyorduk? Bizi yarı aç bıraksalar da onların üzülmesini neden istemezdik? Biz neden iyi insan kötü insan bilincine göre yetiştirildik? Bir düşünelim… Vatanı olmayan doktor da mühendis de olsa neye yarar. Yaradan yaratırken sadece kendimiz için mi yarattı insanlığı? Yoksa insanı insanlığa faydalı olsun diye mi farklı yeteneklerle dünyaya getirdi. Atalarımız, “Komşu komşunu külüne muhtaçtır.“ diye boşa mı dedi? Daha bu örnekler arttırılır ancak asıl bilmemiz gereken biz nereye doğru gidiyoruz?
Müslümanlığı bize geri kafalılık olarak aşılamaya çalışanlar, kadınlar özgürdür diyerek annelik duygusunu unutturmaya çalışan zihniyet, Türklüğü ve Müslümanlığın bize kazandırdıklarını silmeye çalışan düşmanlarımızdır. Bir çocuk şekillendirmeye müsait hamur gibidir. Neyi nasıl verirseniz o şekilde geri dönüşleri olacaktır. Biz çocuklarımıza sevgiyi, merhameti, vicdanı, saygıyı, güzel ahlâkı ve toplumsal kuralları verebilirsek, birbirine saygılı, sevgi dolu mükemmel nesillere önderlik etmiş oluruz. Tersine bize aşılanan ve toplumu şuan uçuruma taşıyan değerleri modern ve sosyete hayat olarak diretmeye devam edersek, uçurum kenarında kaybolan nice gençliğin vebaline girmiş olacağız.
Çocuklarımıza aşıladıklarımız sadece topluma fayda veya yarar sağlamakla kalmıyor, önce kendi çevresine bu etkiyi gösteriyor. Huzurevleri ve çocuk esirgeme yurtlarında nice insan yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Belki aç değiller, karınları doyuyor, temiz ortamdalar da hep eksikler ve hep eksik kalacaklar. O eksiklikle büyüyen esirgeme yurdu öğrencilerinden çoğu bu eksikliği kendi uçurumunda kaybolurken, ne kadar süreklersem diye bakarak yok eder. Huzurevindeki yaşlılarımız da belki hiç torun sevgisi göremeden hayata gözlerini yumacaklar, torunları anneanne, babaanne kavramı görmeyince sanıyor musunuz ki sizlere kucak açıp size yaptıklarınızı eksiksiz yaşatacaklar. Bu döngü büyük bir ateş topu olmaya devam etmesine dur diyerek yüreklere merhamet suyu ile beslemeye, besmele ile başlayalım.
Önce yavrularımıza aile kavramının değerinin farkına vardıralım. Aile olmanın güzelliklerini kavratalım. Sorumluluk bilinci ile yardımlaşmayı öğretelim, bu yardımın karşılık beklenmeden olunca içe huzur dolduğunu öğretelim. Bir fakir çocuğa elbisesini verdiğinde onun gözlerinde oluşan ışığın mutluluğunu görmesini sağlayalım. Yaşlılarımıza sahip çıkma sebebimizi anlatalım ve onlara sabrı, merhameti, aslında bizim birbirimize birer emanet olduğumuzu ve bu emanete sahip çıkabilmenin mutluluğunu yaşatalım. Emanet bilinci aşılayalım. Yaşlılarımızın huysuzluğu varsa onların söndürülebilir olduğunu anlatıp, bunun için çareler aratalım. Yarın biz de yaşlanınca bizim onları sarıp sarmaladığımız gibi, onların korumasına muhtaçken onların kollarında sadece mutlu olacağımızı hissettirelim. Bunlar çocukken verilebilecek değerlerdir. Sonra çok geç olabilir.“ Ağaç yaşken eğilir.“  bunu lütfen unutmayalım. 
Bu bilinç, bize dayatılmaya çalışılan yanlışlarla çocuklarımıza aşılar isek; en büyük acıyı yine bizler çekeceğiz. Yalnız bizim öz değerlerimiz ve dini değerlerimize göre yetiştirirsek, tadına doyulmayacak bir hayat yaşayıp, yaşatmayı başarmış olacağız. Gelin hepimiz elimizi taşın altına koyup, ben çektim o çekmesin bakış açısı yerine, beni ben yapan o çektiklerimdi diyebilmeyi başaralım. Onlara da güzellikleri yaşatacak değerler kazandıralım. Ben yemedim o yesin, yerine ben aç kalmasaydım belki çalışmayacaktım diye bakarak, çocuklarımıza gerekli sabrı ve ortalama yaşantıyı sunalım. Tabi ki ben aç kaldığım için onlarda aynı şeyi yaşasın olarak bu hissettiremeyiz. Yalnız aç kalmanın nasıl bir şey olduğunu daha acıkmadan zorla yemek yedirmeyi bırakarak başlayabiliriz. Bir öğün yemek beğenmezse diğer öğüne kadar yemek vermeden bekleterek, sabrı ve nimetin değerini kavratabiliriz. Açlık çekenlere yardım etmeyi öğreterek bu değerleri kazandırmayı başarabiliriz. Gerçek aç kalanlar gururludur dilenmez ve aç mısın diye sorduğunda hayır cevabını verir. Bunları göz önünde bulundurarak bu konularda hassas olmaya çalışılması gerektiğini de unutmamak gerekir.
Bugün gencim diye bakmak yerine, yarın yaşlandığımda bana ne yapılmasını istiyorsam, onun temelini atmaya çalışmalıyım diye bakalım. Ancak o zaman insan gibi yaşamayı ve yaşatmayı başarabiliriz. Sağ beyin gelişimine önem verelim. Duygusal bireyler kaybolmaya mahkumdur düşüncesini bırakın, duygusal insanlar her zaman var olmak için bir sebebi vardır unutmayın… 

Profesyonel Eğitim Koçu

Hatice HAMARAT ÖZKAN

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI