İstikamet!


Peygamber Efendimiz (s.a.v.)    "Hud Sûresi ve benzerleri beni ihtiyarlattı"  ve bazı rivayette   "Beni Hud Sûresi ihtiyarlattı." buyurduğu Hud Suresinde Allah (c.c.); “O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.” (Hud / 112.) derken, Hz. Peygambere; Sen her hususta doğruluk ile emrolunmuş bulunuyorsun ve senin, her işte Kur'ân'da emrolunduğun gibi, sıratı müstakim üzere tam bir doğrulukla hareket etmen ve her hususta aldığın vahye uyman, Kur'ân ahlâkı ve ahkâmı uyarınca hareket edip bilfiil canlı bir doğruluk örneği olman gerekmektedir ki, hakkında hiçbir şüpheye ve tereddüde yer kalmayacaktır. Doğruluğun ve dürüstlüğün senin peygamberliğine ve başarılı olmana en büyük delil ve belge olacaktır. Bundan dolayı sen sana karşı çıkanların laflarına bakma, onları Allah'a havale et de gerek müminlerle müşterek olan inanç ve amele ilişkin genel görevlerinde, gerek özellikle peygamberlik görevleriyle ilgili olarak yalnızca sana ait olan özel görevlerinde tam emrolunduğun gibi, hakkiyle doğru ol, doğruluktan ayrılma! 
Hangi iş, hangi hedef olursa olsun, ona ulaşmanın en kısa yolu doğruluktur. 
Böyle olmakla beraber her şeyden önce, bir işte doğrunun hangi çizgide olduğunu tayin ve tespit etmek çok zordur; ayrıca onunla ilgili çeşitli noktalardan ilişkisini kesip, sarsılmadan dosdoğru olan o çizgi üzerinde yürüyebilmek daha zordur. 
İstenilen hedefe ulaştıktan sonra aynı şekilde o doğruluk üzere, hiç eğilmeden devam ve sebat edebilmek büsbütün zordur. İstikamet emrinin asıl kendisiyle ilgili olan kısmından ziyade, ümmetiyle ilgili olan kısmı olsa gerektir. Zira buyuruluyor ki: Seninle beraber tövbe edenler de. Yani şirkten tövbe edip de imanda seninle beraber bulunan, Müslüman olan herkes de tıpkı senin gibi dosdoğru olsun.  Ve azmayın, yani Allah'ın tayin ettiği sınırı aşıp da onun dışına çıkmayın, doğruluktan ayrılıp da ifrat veya tefrite sapmayın, aşırı gitmeyin ey Müslümanlar Çünkü muhakkak ki O, (yani Rabb'in) bütün yapacağınızı görür. Gözünden hiçbir şey kaçmaz. Görür ve ona göre karşılığını verir; ceza veya mükafat, karşılıksız bırakmaz.(1)
Hâlinde istikâmet olmayan (Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına uyan istikamet) ferdin; bütün gayreti boşa gidebileceği gibi boşa harcadığı zamanından ötürü de sorgulanması da söz konusudur... 
Tayin edilen bir hedefe dönük çıkılan yolun başında, ve her aşamasında neticeye ulaşmak için istikâmet şarttır. İstikametteki sapma, samimiyetten uzaklaşma, sonuca ulaşmanın engeli olacaktır…  
İşin başında zikzakların yaşanmaması, yol esnâsında ferdin kendini sık sık hesaba çekmesi, nihâyette de istikâmetin önemli işaretlerindendir...
Yapılan iş, çıkılan yol ne olursa olsun, bize düşen, istikâmetimizin farkında olmak, çıktığımız bu yolda emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmaya özen göstermektir. Neticenin Allah’ın takdirinde olduğu teslimiyeti içerisinde de kalbi muhafaza etmektir. Aksi her hal, bizi istikametten uzaklaştırırken, neticede de zarara uğramamıza da zemin olabilir… 
Daha dün denebilecek kadar kısa bir süre önce; Kıbrıs Barış Harekâtında,  Askerlik Şubeleri önünde askere gitmek için kuyruk olup, sıra bekleyen, düğünlerinde al bayrağı evinin balkonuna asan, damına diken  insanlardık… 
Ortadoğu’yu, İslam Coğrafyasını kasıp kavuran terörün her gün artan şiddet rüzgarı tesirinde “Küresel Eşkıyaların” proaktif anlayışla yönettikleri; tertip, tahrik ve tuzakları dâhilinde son günlerde artan şiddetin doğurduğu kaos ortamında, yürekleri dağlayan şehit haberlerinin arttığı, yaşadığımız sosyal ayrışmanın derinleşmeye başladığı, imâni kardeşliği unuttuğumuz günleri yaşar olduk.
Kurulan tuzaklarda patlayan bombaların kulakları sağır eden sesi, kiri, yıkımı, toz ve barut kokusuyla sosyal dengenin kaybedildiği, gözlerin bu denli karardığı, kardeşin kardeşe kıydığı, tanımadığı insanlara kurulan tuzaklarla göz kıpmadan nice canların yok edildiği, çocukların babasız, anaların/babaların evlatsız, eşlerin korunmasız kalmalarına seyirci kalındığı şu günlerde; aldığımız her şehit haberinde ciğerleri dağlanan eşlerin, anaların Kürtçe-Türkçe-Zazaca-Arapça yakılan ağıtları  karşısında sevinçle ovuşturulan ellerin sahiplerinin sevinç çığlıkları arşa yükseldiği günlerimizde yaşadığımız bu hali neden düşünmüyoruz ki…
Yaşadıklarımıza manevi merkezde  bakıldığında; dün peygamberin övgüsüne mazhar olmuş bu necip milletin üzerine sanki şeytan musallat olmuş da, üzerine iğrenç bir pislik, anlaşılmaz bir azap yağıyor gibi…
Bu halden herkes şikayet ediyor! 
Ancak; şikayet ettiğimiz, siyaseten karşımızdakini suçlama gibi kolay yolu seçtiğimiz, bu kaosun temel sebeplerinde;  bizim “İSTİKAMETİMİZDEKİ” (emr-i bil-maruf, nehy-i anil münker” “emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” çizgimizdeki sapmanın tesiri olup olmadığı sorusu ekseninde, nefsimizi hesaba çekmemiz gerekmiyor mu?  

(1) Hak Dini Kur’an Dili

     Metin AKGÜN
 Maarif Müfettişi
                                                            Eğitimde Kaliteyi Geliştirme Derneği Genel Başkanı

harputsancakhaber23@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI