Prof. Dr. Mustafa YAĞBASAN

Hatırlamak Uzat (Mı) Yor Ömrü!

Prof. Dr. Mustafa YAĞBASAN

Nazım Payam’ın “Hatırlamak uzatıyor ömrü” tezine dair ciddi kuşkularım var. Yâd etmenin ömrü uzatacağı iddiası izafi bir tespit! Zira maziye dair muhayyiledeki tasarruflarla doğrudan ilintili bir durum. İnsan, (izafi de olsa) daha ziyade kendince ‘güzel’ ve ‘iyi’ olanı muhafaza eder hafızasında. Hicrana tekabül edeni ise siler veya kazımak ister zihninde… Hatırlama eyleminin inisiyatifi kişiye mahsustur çünkü. Ömrün bir parçası ile kesişse de hakikatte var olan bazen hatırlanmak istenmez. Zira menfi yaşanmışlıklar kavurur, hüzne gark eder, incitir... Gökçe ve mümtaz olanlar ise fasılalarla coşturur insanı.  Kaleme alınan her bir anının hatırlanmaya değer ve hatırı sayılır bir hikâyesi vardır elbet. Ancak olsa olsa mazi ile avunmaktır bence hatırlamak… 
                                                                           ***
         Aksini iddia eder gibi Ötüken Yayınevi tarafından yayınlanan Nazım Payam’ın son kitabının adıdır “Hatırlamak Uzatıyor Ömrü”. Son kitabı diyorum, çünkü Türk edebiyatına kazandırdığı altıncı eseri bu. Edebiyat camiası onu şiirleri ve Türkçeye duyduğu hassasiyeti ile tanır. Şiirleri, Türkçenin ses bayrağıdır adeta. Hem bu son eseri deneme türündeki ustalık eserlerinden birdir bence. Anıların ve tespitlerin bir kilim edasıyla ilmek ilmek dokunduğu metaforik cümlelerinde herkes kendinden bir şeyler bulabilmekte. İlmi tabir ile “reception estetik” ihtisasında bir eser. Okuyucuyu hadiselerin içine dâhil ederek köşesinde temaşa halindedir yazar. Sesiz ve sedasız, bestseller olma kaygısı taşımadan. Zira bilmektedir ki esere biçilen paha nicelikte değil niteliktedir. Ancak ima etmezse de hatırlanmanın onunun için en büyük paye olacağı kanaatindeyim. 
                                                                          ***
           Benimse derdim; ‘hatırlama’dan ziyade ‘hatırlanma’kla alakalı… Marksist cenahın bizlere yıllarca dikte ettirdiği ülke ve millet jurnalcilerinin eserlerini Payam’la kıyasladığımda hayıflanıyorum. Tek cürmü dil ve millet sevdalısı olmak olan Payam’ın şiir ve nesir dünyasında; ihanet, jurnallemek, bölmek ve parçalamak yoktur. Nesneldir ve tanıklıklarını mübalağasız yansıtır eserlerine. Materyalist ve küresel zihniyetin nemalanacağı cümlelere rastlanmaz. Bu sebepledir ki çoğu zaman eserleri hak etse de yeteri kadar değer bulmaz. Lakin dert edinmez. Onun için evla olan, millî düşüncenin kedisine vereceği ödüldür. Öyle de olmuştur. Örneğin ESKADER’in, Balkan Aydınlar ve Yazarlar Birliği’nin ve   Türkiye Yazarlar Birliği’nin kendisini taltif etmesi onun için yeterli olmuştur. Bana kalırsa yetmez! Yazdıkları mahrem kalmamalı, çevrilmeli diğer dillere. Batı’da da okur bulmayı hak ediyor bence…
                                                                        ***
          Çeviri eserleri ile Batı’nın cici ve entegre çocukları olmakla ödüllendirilen millet jurnalcilerinin eserleri maalesef uluslararası kütüphanelerin müdavimlerine yıllarca servis edildi. Piar sayesinde pirim yaptırılarak… Batı kütüphanelerinde Türk edebiyatının muhafazakâr ve millî yazarlarının tek bir eserinin dahi raflarda yer bulmaması bence niyetleri ortaya koymaktadır. Batı okuyucusunun Orhan Pamuk’u eserlerinden ziyade devletine karşı olan kinli, Ermeni’ye karşı ise muhabbet içerikli o popüler demeçlerinden tanıdığına ve hatırladığına adım gibi eminim! İsveç Bilimler Akademisi kendisini Nobel Edebiyat Ödülüne layık bulurken; “Kültürlerarası Şifrelere Atıfta Bulunması”na atıf yapması sanırım muradımı izah etmeye yeterlidir? Garp okuyucusunun Türk’e ve İslam’a dair müktesebatının referans kaynağının onlar olması ise milli hassasiyetime dokunuyor açıkçası. Biraz da Payam ve muadillerini okumalılar.
                                                                       ***
         Göbek bağının tabii bir sonucudur insanın doğduğu şehir ile irtibatlı olması. Ancak Payam’ın inatla ve ısrarla memleketinde mukim olma arzusu ufkunu yerele mahkûm etmemiştir. Metafora olan aşkı taassup erbabı olan yerelin tekelcileri tarafından anlaşılmasına kısmen mani olsa da zahmet buyrulup okunduğunda yerel sınırları aşan muazzam bir dille sahip ve anlaşılır olduğu idrak edilecektir. Sanattan siyasete kadar pek çok alanda anomali halindeki ‘hatırlamama’ direncinin hayat bulmasıdır ahde vefasızlık! Nazım Payam için de tekerrür etmektedir bu durum. Ömrü nihayete erdiğinde kendi ifadesiyle evdeşine ve hane halkına adeta ‘sus payı’ olarak adı bir sokağa verilir mi bilmem! Verilirse ömrünün uzamasına vesile olur. Verilmezse de millî hassasiyeti olan sanatseverler elbet hatırlar ve hatırlatır! 

Yazarın Diğer Yazıları