Yalnız Kalıp Biraz ‘Düşünmek’ İstiyorum…


     Her zaman olmasa da yalnızlığı oldum olası severim. Nedense hoşuma gider. Çekilirim odama ve bir müddet dalarım derin düşüncelere… Geçmiş ile an arasındaki meddüceziri yaşatır bana o anlar. Bana muhasebe yapma imkânı tanır. Teolojik anlamda bir itikâf meyli veya aksiyonu olmamakla beraber, itikadın sorgulamasına ve nefsani aruzlardan arınmaya vesile olur. Fasılalarla yaparım bunu. Herkese tavsiye ederim. Çünkü yapıp ettiklerinin cemresini hesaplar ve gerekiyorsa faturasını da kendisine kesebilir böylelikle insan. Korkmaya, çekinmeye gerek yok! Düşünün! Haczi, tazminatı olmadığı gibi cezai müeyyidesi de yoktur düşünmenin...  Zira son hükmü verecek olan Hak’tır.  
                                                                                ***
    Mahremiyet duvarı kişi ile düşünceleri arasındadır, kimse bilmez. Vicdani bir tetkikattır bu aslında. Nedamet duyanlar için ruhani bir hesaplaşma ve psişik bir rahatlamadır, yani bir çıkış ve kurtuluş yoludur. Tarihten günümüze zindan ve hücre cezalarının temel nedenlerinden biri de bu değil midir zaten? Hükümlüyü yalnız bırakarak ‘düşünmeye’ mahkûm etmektir asıl gaye… Kendi iç dünyasıyla konuşmasını, yani monolog yapmasını ve varsa suç ve günahı ile hesaplaşmasını sağlamaktır. Ancak insanlığı topyekûn veya müstakil bir hücreye hapsetmek mümkün olmadığından bu süreç sadece başın yastığa teması ile uykuya geçiş arasındaki zamanla sınırlı kalmaktadır. Onu da her insan başaramıyor ne yazık ki! Düşünmek veya düşünebilmek o kadar da kolay bir meşgale değildir! O halde öncelikle düşünmenin nasıl düşünüleceğini düşünmek gerek!
                                                                                  ***
    Münhasıran düşünmek de kifayet etmiyor bazen. Analitik düşünebilmek, septik değerlendirmeler yapabilmek ve empati kurabilmek mühimdir bu aşamada. Düşünmeyi becerebilseydi insanoğlu, gelir miydi bu hale? Sayısız ayetin; “Hiç mi düşünmezsiniz?”, “hiç mi akıl etmezsiniz?” ihtarı ve ikazı ile başlamasına rağmen… Dünyayı sarmalayan açlıklar, sefaletler, savaşlar, göç dalgaları ve mülteciler… Yetim ve öksüz bir İslam coğrafyası… Yıkık dökük ve talan olmuş kalpler ve kalplere vurulan prangalar… Umutsuz ve mutsuz hayatlar ve müteselsilsen vuku bulan bedbahtlıklar… Kör olan gözler, lâl olan diller, kararan vicdanalar, doymaz mideler… Vallahi içim karardı! Düşündükçe ekleyesim geliyor ve ardı arkası kesilmiyor… Yapmayın, siz de içimiz karardı demeyin? Düşünün!

     Düşünmek aynı zamanda ‘hayal’ kurabilmeyi de başarabilmektir. Tabuların gözü kör olsun! ‘Hayal’ kuran gençlerimizi; “boş işlerle uğraşıp hayal kurma” şeklindeki tacizkâr ifadelerle az yermedik. Onları ‘hayal’ kurma zevkinden mütemadiyen mahrum ettik böylelikle! Oysa hedefe, gerçeğe veya mutluluğa ancak ‘hayal kurarak’ erişebileceğimiz anlatmalıydık! ‘Utanmayın, imtina etmeyin ve kurabildiğinizce hayal kurun’ demeliydik! Demeliydik ki, nefis frenleri patlayan gençliğin necaset duvarına toslamasına engel olabileydik! Bir manivela gerek, o da düşünmek!
                                                                                   ***
     Bu kadar değil elbet! Düşünmenin daha birçok faidesi vardır! Faidenin yanı sıra bir de kaidesi tabii ki! Kaidesi ise ‘dil’dir. Zira düşünürken ‘dil’e mutlak ihtiyaç duyulur. Çünkü ana membaı ‘dil’dir düşünmenin... Onsuz ne yaparız biz? Saf, duru ve bâkir ‘dil’im benim, seni dilim dilim ettiler ya, ona yanarım! Oysa seninle olmak, seninle düş kurmak ne güzel? Ancak kayıplardasın! Sen kazan ben kepçe arar dururum. Lakin bulamam seni! Bulmayacağımı düşündükçe de kahrolurum! Bilinmelidir ki dile vurulan pranga düşünceye vurulmuştur! Düşüncesi, fikri ve beyni dumura uğrayanın akıbeti berbat olur. O halde Türkçe, Türk gibi düşünmek gerek! 
                                                                                    ***
     Corona illetinin insanlığı evlerde yalnızlığa mahkûm ettiği sürecin düşüneme kabiliyetine ne kadar katkısı oluştur bilmem? Ancak bu musibet ortamının bir fırsata dönüştürülemediği her yönüyle belli. Zira son zamanlarda aile içi şiddetten boşanmalara kadar bir dizi sosyolojik meselelere duçar olduğumuz apaçık ortada! Yalnızlığın sağladığı en önemli katkılardan biri de şüphesiz işte bu monolog ve içsel hesaplaşama çıtasını yükseğe taşımasıdır. Ayrıca düşünme deyip geçmeyin! Düşünebiliyorsa insan ne âlâ, düşünemiyor ve düşünmek istemiyorsa heyhat! Maalesef insanoğlunun zafiyetlerindendir kendisinde var olan bu kabiliyeti kullanamaması durumu! Bunun için de fasılalarla yalnız kalmalı insan. Be hey mübarekler; evdesiniz, yalnızsınız, yaptığınız bir iş yok, okumazsınız da! Sadece seyretmeyin, biraz da düşünün! 

yagbasan23@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Ara

Bana Yaşanabilecek Şehrimi Verin!

24Kas

Oralarda Havalar Nasıl?

18Kas
11Kas

Sadece Dua Mı?

04Kas