Ege İnci'nin Yazar Canan Yaşar İle Röportajı

Ege İnci'nin Yazar Canan Yaşar İle Röportajı

PAYLAŞ

Ege İnci’nin Yazar Canan Yaşar İle Röportajı

1 .KÜLLER BÜYÜTÜR GÜLÜ kitabı yazarlığı dışındaki kimliğiniz de merak ediyoruz, kısaca kendinizi anlatır mısınız? 
C. Ankara doğumluyum. Liseyi şu an Mezunlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığım Ankara (Kız) Lisesinde okudum. Sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. Halen aktif olarak serbest Avukatlık yapmaktayım. İki kızım var, çok değerli iki eserim diyorum. 
İnsana ve insana dair hiçbir şeye yabancı kalamıyorum. Gözlemlemeyi, anlamaya çalışmayı seviyorum. Bu , bilinçle yaptığım yada  bir köşeden seyirle sonuçlara ulaştığım bir eylem değil, hayatın akışına kapıtılıp yaşarken farkına varmaksızın detaylara fazlasıyla  gözümü dikiyorum, çok fazla biriktiriyorum. Sonra da bu kalan tortulara ilgisiz kalamıyorum. Onlar benim  kişiliğimi, isteklerimi , hayata bakışımı fazlasıyla etkiliyor. O zaman daha çok yaşamın içinde olmak , daha verimli- üretken olmak, doğaya-insana bir faydam dokunabilecekse bunları yapmak isteği duyuyorum. Bir domino etkisi gibi. 
Avukatlık mesleğimde de  kullandığım tüm bu birikimleri yazıya  dökmek bazen bir zorunluluğun yoruculuğunda bazen de tam bir keyif oluyor. 

2.Ne kadar zamandır yazıyorsunuz?  
C.Aslında işe konuşmacılıkla başladım desek yanlış olmaz sanırım. Sonuçta hatiplik ve güçlü bir kalemle daha çok başarının yakalandığı bir meslek yapıyorum.  
Lise yıllarında edebiyat öğretmenimin bir sözlü sınav sonunda ‘şiir gibi konuşuyorsun ama kompozisyonlarına aynı özeni göstermiyorsun’ eleştirisini hatırladım şu an. (Gülüyor) 
Eğer sesli düşünürsem, şöyle diyebilirim. Hukuk sistemimiz gereği olayları  mahkemelerde sözlü değil dilekçeler halinde anlatıyoruz. Bu kalemi sürekli kullanmayı, hep yazmayı  gerektiriyor, yazarlık gibi. Belki bir artı ama binlerce de eksisi, edebiyat yazarlığı yoluna koyduğu taşları var bu durumun. Teknik bir dil kullanırken bir anda yumuşak , edebi bir yapıya bürünmek, derdinizi nahif kelimelerle, betimlemelerle anlatmaya çalışmak diğer yazarlara göre daha güç oluyor. Editörümün deyimiyle bir yetenek olup burada devreye girmek zorunda. 
Yani hep yazsam da kastettiğinizi sandığım anlamdaki yazmalarımın tarihi diğerine göre daha yeni.

3. Yazmanızda en büyük etken nedir? 
Bir gün yazacağımı hep biliyordum, his diyelim buna. Ama yoğun iş yaşamım, sosyal proje ve yardım kuruluşlarında fazlasıyla yer almam, ailem, tüm bu sorumluluklarımla yazmaya vakit bulunmuyordu. Ancak öyle bir noktaya geldi ki artık heybemdekilerin bir kısmının boşaltılması gerekiyordu. Kendiliğinden akan bir kitapla  yola çıktım. Çünkü KÜLLER BÜYÜTÜR GÜLÜ  ‘’ gündelik gaile içerisinde unutmayın, bu yaralar tüm kompreslere rağmen kanıyor, aklınızın bir köşesinde bu mum hep yansın, vicdanınız tetikte olsun’’  diyen ve öylesi konuları işleyen  öykülerden oluşuyor. Adalet temsilcilerinden birisi olarak hassasiyetlerimin, toplum insanı olarak sorumluluklarımın bilinciyle atılmış bir adımdı. 
Sonrasında artık edebiyatta kendimi tanıma yoluna çıkmış oldum, geriye dönüşü imkansız bir yolmuş, bunu da tüm edebiyatcılar gibi yolda öğrendim.

4. Yazarken çektiğiniz en büyük zorluk nedir peki?  
Zaman.(Gülüyor). Yazmak disiplin isteyen bir iş gerçekten. Özel emek , enerji istiyor. Şimdiye kadar birikimlerin ekmeğini yedim yani  konular  bitmez tükenmez şekilde kafamda uçuşuyor, hergün yenileri bile ekleniyor. Bu bir avantaj. 
Öykülerde olay kahramanınız zaten bir  süre onu sizin yarattığınızı unutuyor, şımarıkca hayatına yeni insanlar alıyor ve yeni arkadaşlarını onun istediği şekilde anlatmak yazara düşüyor. Yine de başedilmeyecek kadar zor değil , sonuçta o kahramanın zaaflarını  en iyi bilen yaratıcısı. Yeter artık deyip bunları kullanabiliyor.(Gülüyor) 
Deneme türü yazınlar daha rahat akıyor benim için. 
 Yine de bir alaylı olarak uzun bir yolum var ve dediğim gibi kendimi tanıma serüveninin başındayım. Umaarım bir ömür sürer, hep yeniden kendime baaşlayabilmek..

5. Kitabınız daha çok hangi yaş gruplarında ilgi çekiyor?  
Giriş öyküsü bir ensest kurbanının diliyle başlıyor  ve ‘ Bir gece önce tecavüzüne uğradığınız babanızın, bayram sabahı elini öpmek nasıl bir duygudur, bilir misiniz?’ diye soruyor. Bu cümleyi gören bazı okucuyunun ilk tepkisi çocuklarına okutamayacakları yönünde olmuştu. Ama sonradan , özellikle o kişilerden bütün ailenin okuduğu, beğendiği şeklindeki geri  dönüşleri almak beni çok mutlu etti. Yada farklı bir öykü için fuarda tanıştığımız bir erkek yazarın birkaç gün etkisinde kaldığını bildirmesi farklı bir enerjiydi. Tabi kızlarımın arkadaşları da güzel dönüşler yaptılar. Sonuçta genç kesimle başlayıp , üzerine yaşlar eklemiş herkes , her yaş grubu kitabın okucuyuları arasında. Zaten kitap yayınlandıktan çok kısa sürede yeni baskısını yaptı. 
Kitap bir yerlerde aynı anda yaşanan öyküleri anlatıyor. Bir yandan bir sessiz çığlık atılırken, öte yandan bir aşk acısı çeken insan aynı zaman dilimini paylaşıyor. Hayat böyle değil midir? 

6. Yazarken ilham aldığınız şey nedir? Bir kişi olabilir bir nesne olabilir. O ilham periniz size ne olunca geliyor?  
Evet gerçekten pıt diye yanan bir çakmak oluyor. Eğer ortam, koşullar uygunsa koca bir kelime yangınına dönüşüyor ortalık. İlham perisi buysa eğer, müthiş bir peri. Ama ilk  çakmada tutuşturamazsanız da fazla oyalanmıyor yanınızda. Yazarlık disiplini denilen şey bu olmalı. Üzerinde çalışmaya vakit ve enerji harcayabilmek, bu atmosferi oluşturabilmek.  
İlhamınız her şey olabiliyor. Dediğiniz gibi, kişi, nesne ve duygu.  Mesela yakında okuyacağınız kitabımda bir mevlüt şekeri kitabın kahramanını nerelere götürebiliyor.   
Sonuçta dünya belli bir alan. İnsanlar duygularıyla , anatomik yapısı, felsefesi ile farklılıklarına rağmen aynı. Nesneler, kelimeler bilindik. Yazar tüm bu bilinenden öyle farklı şeyler çıkarıyor ve anlatıyor ki yeni bir şeyler ekliyor evrene, bakış açısına. Görebilmek, farklı görebilmek, farklı ifade edebilmek…püf noktası bu.

7. Beğendiğiniz ve kitaplarını okuduğunuz bir yazar var mı? 
Çok. Dönemsel olarak değişiyor da. Mesela Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kaleminin ulviliğini bir kez daha keşfediyorum şu dönem. Ancak Oğuz Atay, Dıno Buzatti ve Yuki Mişimo beğenmekten öte edebi açısıdan müthiş takdir ettiğim yazarlardan.

8.Etkilendiğiniz yazar var mıdır? 
Sanırım  etkisinde olduğum bir yazar yok. Çünkü kendimden gelen konularla yazmaya başladım, yazı dilimse zaten benim konuşma dilimdi. Benzetildiğim yazarlardan kimi karakterlerin ruhsal yapısını anlatmaya önem verir, kimi olayları. Ben de her ikisinin karmasının olduğu söyleniyor. Dediğim gibi, ben kendini bulmaya çıkmış yolcuyum.

9. Peki yazarlarla görüşme imkânınız oldu mu? Bir araya geldiniz mi hiç? 
Evet, yazar, şair ve sanatın diğer dalları ile uğraşan arkadaşlarım da var, görüştüğüm yazarlar da. Pandemi dönemi  artık bu tür görüşmeleri askıya alsa da yazılarını, paylaşımlarını takip ediyorum, bu şekilde irtibat halindeyiz.

10. Konularınızı nasıl seçiyorsunuz?  
Konular beni şeçiyor(gülüyor). Yaşadığımız gibi düşünmek, düşündüğümüz gibi yaşamak…Öyle ikisinden birinin mutlak doğru olduğunu söylemek, birini seçmek pek mümkün değil.Bunun gibi. Bazen üzerinde düşündüğünüz bir konuyu yazmak istiyorsunuz bazen de karşınıza  bir konu çıkıyor sizi  onu düşünmek zorunda bırakıyor , yazıyorsunuz. 
11. Peki yazarlık ve avukatlık bu kadar ayrı dururmuş gibi görünürken siz de nasıl bir araya geldi? 
Aslında bu iki farklı kulvarın  tam o ince teğet değdikleri noktanın fazlasıyla ilgimi çekmesi sayesinde buluştu. Her ikisi de insan ve insan ilişkilerini esas  alır. Aynı zamanda hem toplumun yapısını değiştirme, hem de bu değişimle birlikte kendilerinin de devinmeleri, yenilenmeleri. Tarzları farklı bile olsa amaçları tek. Bu müşterekleri bu iki alanı zorunlu olarak ayrılamaz hale getiriyor benim gözümde. Üstelik tüm toplumlarda birbirlerine kızdıkları dönemler de az uz değildir. 
12. Buradan okurlarınıza seslenmek isteseniz ne derdiniz? 
Çok şeyler hakkında sohbet etmek isterdim. Çünkü her insan bir dünya. Herkesin birbirine vereceği o kadar çok düşünce öğreteceği o kadar çok güzellikler var ki. Hayatın içinde insanlarla olmayı seviyorum. Okurlarım kim bilir ne güzel yorumlarla,  yazmak istediğimi ne kadar farklı bakış açısı ile almalarıyla beni düşünmeye zorlayacaklardır. Bu zor günlerin geçmesi ve en azından semenirlerde , kitap fuarlarında söyleşebilmemiz dileklerimle. Esenlikler. 

Röportaj Ege İNCİ

  • Etiketler
HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN